igaranti

Büke Akşehirli: “Ne yaparsan yap, asla baştan savma yapma”


17 Aralık 2018

Bazen gözümüzün her gün gördüğü bir sahneyi sinemada izler, duygudan duyguya koşarız. Bazen esas kız arkasını öyle bir döner, öyle bir müzik başlar ki tüylerimiz diken diken olur. Bazen öyle bir diyalog dinleriz ki beyazperdede, dünyanın en tanıdık hikayesini de anlatsa etkisinden senelerce çıkamayız. Bu yönleriyle sinemanın bir çeşit büyü olduğunu kabul edersek sinemacılara da rahatlıkla büyücü diyebiliriz!

 

İlgi Çekici Meslekler röportajlar serisinin bu haftaki konuğu bize yukarıda sıraladığımız tüm deneyimleri yaşatacağından emin olduğumuz modern büyücü, genç yönetmen Büke Akşehirli.

Seni tanıyabilir miyiz?

Ortaokulda “Ben sinemacı olucam! Hem de yurtdışında!” diyerek İtalyan Lisesi’nin kapılarını aşındırdım. Beş yılın sonunda Bologna Üniversitesi DAMS Cinema bölümünde lisans öğrencisiydim. Yoğun teoriyle geçen okul hayatı ve bir o kadar hareketli staj dönemleri sonunda evimi özleyip bir süreliğine geri dönmeye karar verdim. Gelir gelmez kendimi reklam filmlerinin unutulmaz reji asistanları arasında buldum. Sektörün başarılı yönetmen ve yapımcılarının yanında biraz iş öğrendikten sonra artık üretmem gerektiğine karar verip kurumsal filmler çekmeye başladım. Daha yolun başındayım.

Yaptığın işi şu meşhur ‘insanların düşündüğü’ ve ‘aslında olan’ görsellerinde olduğu gibi iki boyutuyla anlatabilir misin? 

Bu işlerin içinde olmayanlar izledikleri filmlerin etkisinde kalarak prodüksiyonun ne kadar zor bir iş olduğunu hayal edemiyor. Ne kadar çok para, imkan ve insan olsa da sonunda yapılan işin fiziksel ve zihinsel zorluğu hiç azalmıyor. Kısacık bir planı çekmek için o kadar uykusuz kalıyoruz ki…Ama iş iştir ve her işin tabii ki kendi zorluğu vardır. Bizim işlerde en azından ruha dokunan bir taraflar oluyor; o da bazen bütün yorgunluğu alıyor. Film işlerinde çalışmak ne olursa olsun biraz tutku ve inanç gerektiriyor. Sonunda ortaya çıkan işten herkes memnun kaldığında o çetrefilli süreç bir şekilde unutuluyor. Mesela ben reji asistanıyken bir aksiyon işi çekilecekti. Camı kırarak geçmeyi meslek olarak yapan bazı adamlar geldi. Günlerce provalar yapıldı; her seferinde dublörün cama değmesine milimetreler kala cam, fünye ile patlatıldı ve dublör içinden geçerek binlerce kırığın hedefi oldu. Bu cam dublöre fazla zarar vermeyecek cinstendi tabii. Camın parçalanma şekli veya dublörün atlama biçimi beğenilmedikçe tekrar tekrar prova alındı. Ben ise büyülenmiş şekilde izliyordum; bir daha böyle bir şey nerede görebilirdim? Daha sektöre yeni başlamıştım ve şansıma böyle bir iş gelmişti. Sonra film yayınlandı ve bu atlama sahnesi 1 dakikanın içinde yalnıza 1 saniye görünmüştü!

Neden yönetmen olmaya karar verdin?

‘Neden yönetmen olma yolundasın?’ benim için daha doğru bir soru. Şu an hala öğrenmem gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. Bu yolu seçmemin sebebi ise gözlemlemeye olan doyumsuz ilgim ve beraberinde gelen acilen aktarma isteği. Küçüklüğümden beri etkilendiğim her anın ardında bu hissi yeniden nasıl yaratabilirim ve herkesin hissetmesini sağlayabilirim diye düşünürüm.

Nasıl yönetmen olunur? Film dünyasına girmek isteyen gençlere verebileceğin tavsiyeler var mı?

Bana her zaman söylerlerdi ve dinlemezdim; “ne kadar çok film çekersen o kadar çok büyür ve gelişirsin. “Eskiden senaryo yazmakta ne var, benim eksiğim teknik bilgi ve ekipman” diyerek birçok film fikrimi erteledim. Şu an görüyoruz ki bir telefon bile film çekmeye araç olabiliyor; çünkü tekniğe gelene kadar asıl önemli olan ne anlatmak istediğin ve bunun için nasıl harekete geçtiğin. Artık kimse kusura bakmasın, oyalanmak için bahaneniz kalmadı! (Bunu kendime de söylüyorum şu an.)

Sinema öğrencileri hangi festival ve yayınları takip etmeli?

Bence önemli festivallerin gösterim seçkisinde olan tüm filmleri takip etmek gerek. Bir kısmını izleme şansımız olamıyor ama bir yolunu bulup hepsine ulaşmak lazım. Hem ana akım hem de bağımsız filmlerle ilgili genel bir harita çizebilmek adına son zamanlarda Hollywood Reporter ve Indiewire benim çok takip ettiğim siteler. Türkiye’de ise Altyazı dergisi hep başucumda. Sosyal medyanın yönlendirmesiyle de enteresan şeyler yakalanabiliyor.

İşini yaparken öğrendiğin bir hayat dersi var mı?

Ne yaparsan yap, asla baştan savma yapma. Çünkü çok fark ediliyor.

İşinle ilgili seni en çok tatmin eden şey nedir?

Harika bir kamera hareketi veya kurgu aşamasında yapılan zekice bir hamle beni Cornetto’nun sonu gibi tatmin edebiliyor.

En sevdiğin yönetmen kim? Ve tabii ki neden?

Truffaut‘nun bende her zaman özel bir yeri vardır. Sinemada naifliktir benim için.

Çok fazla filmi olan bir yönetmen değil; maalesef kendisi genç yaşta kaybettiklerimizden… Sinemaya karşı duyduğu sonsuz tutku ve bağlılık sonucunda, her filmi kendi çocuğu gibi görmüş, her sahnesini özenle çalışmış. İşin mutfağının bu denli içinde olup, aynı zamanda sinefil sinema seyircisi yaşantısını sonuna kadar sürdürmüş. Bu masumane yaklaşımı filmlerindeki karakterlerin her hareketinde, bütün inceliğiyle izleyebiliriz.

“Filmimde oynasaydı mutluluktan ağlardım” dediğin oyuncu kim?

Marcello Mastroianni derim çünkü İtalya’da kaldığım yıllarda pek çok filmini izledim ve koca bir toplumun her döneminin yüzünde bir yansıma yarattığını gördüm. İtalya’nın bol inişli çıkışlı tarihindeki sosyal ve ekonomik değişimler, ülke sinemasında rahatlıkla izlenebilir. Çoğunlukla Fellini ile anılsa da aslında gözlerinde hem Fellini sinemasını hem de İtalya’nın tarihini okuyabilirsiniz.

Senaryo yazıyor musun? “Bir gün mutlaka çekeceğim” dediğin bir hikayen var mı?

Evet var ama henüz yazmaya başlamadım.

Çocuklukken hayalini kurup gerçekleştirdiğin neler var?

Sinema kesinlikle kolektif bir iştir. Eskiden beri bu kolektif ruhu anlamama önayak olan birçok arkadaş biriktirdim.

Sana kimler ilham veriyor?

Geçmişte kalmış herkes ve her şey.

Peki bir rol modelin var mı?

Belirli bir kişi yok ama gerçek hoşgörüye sahip olan herkes benim rol modelim olabilir. Maalesef çok fazla değiller…

Şu ara ilgilendiğin ve seni heyecanlandıran bir proje var mı?

Evet, iki yönetmen arkadaşımın yeni filmlerinde yapımcılık rolünü üstlendim. Murat Uğurlu ve Yiğit Hepsev‘i takipte kalın!

Şimdiye dek yaptığın işlerle ilgili seni en çok gururlandıranı hangisi?

Sanırım en az beklenti içinde olduğum; Hasan Cebeci’nin ‘Cool’ şarkısına çektiğim klip. Bir pop klibi çekmek zaten başlı başına enteresandı. Bir de çoğunluk tarafından beğenilince ekipçe ‘iyi ki yapmışız’ dedik.

“Keşke herkes okusa” dediğin bir kitap var mı?

Murat Uğurlu, ‘Buralar Bıraktığın Gibi.’ Gözlemine ve bunu aktarış tarzına çok güvendiğim; son zamanlarda tanıdığım en entelektüel insan. Bu kitaptaki öyküler kafanızda direk bir sinema filmine dönüşüyor.

Bir gününü anlatabilir misin?

Bir set gününü anlatayım. Bir yazılım firmasında yaptığımız çekimlerin birinden örnek verebilirim. Önceden belirlenen çekim programımız bizim için kutsal bir harita gibidir. Daima oradaki saat planlamasını izlemeye özen gösteririz. Sıralamada ilk çekeceğimiz plan hangisiyse onun olduğu mekana gidip kamera ve ışığı kurarız. Monitör aracılığıyla mekan keşif gününde belirlemiş olduğumuz kadrajımızı oturturuz. Sahnede konuşma olacaksa mikrofonu takar ve sesi kontrol ederiz. Belirli aralıklarla aktarım yapar, işimizi riske atmayız. En önemlisi de ne kadar yorulmuş olsak bile en iyisini çıkarana kadar orayı terk etmeyiz. Çekim günleri sona erdiğinde zaten muhakkak ayakları tavana dikip kanepeye yapışırız.

Çantanda neler var?

Plastik tüketimini azaltmak için kullandığım ve çok tavsiye ettiğim SUCO mataram ve katlanabilir alışveriş çantam.