igaranti

Ecem Arıcan: “Asanın büyücüyü seçmesi gibi motıon desıgn da beni seçti”


23 Kasım 2018

İnternette gördüğün hareketli grafikler, o çok sevip paylaştığın kısa animasyon filmleri, favori şarkıcının son single’ının söz videosu… Kim hazırlıyor bunları? Ecem hazırlıyor!

Kariyer serimiz, motion designer (pek kullanılmasa da Türkçesiyle hareketli grafik tasarımcısı) Ecem Arıcan‘la devam ediyor.

Çok önemli not: Ecem’in birkaç sene önce şöhret olan, senin de bir yerlerde denk geldiğinden emin olduğumuz bir videosu var. Hadi gel önce Ecem’i tanıyalım, sonra da o harika işi hatırlayalım.

Hadi seni tanıyalım Ecem.

25 yaşında, doktor bir ailenin tek kızıyım. Bahçeşehir Üniversitesi’nde Görsel İletişim Tasarımı okudum. Çalkantısız, kendi içinde tutarlı bir hayatım oldu. Aile ve çevre açısından şanslıydım; kendime sürekli şanslı biri olduğumu hatırlatıyorum. Üniversite hayatım boyunca çalıştım. Bir insanın en iyi çalışarak öğrenebileceğine ve tatmin olabileceğine inanıyorum. Düzeni severim. Kaostan beslenenleri ve ürettikleri eserleri çok beğenmekle birlikte kendimi kaostan uzak tutmaya çalışıyorum. Hayvan ve bitkileri çoğu insandan daha çok seviyorum çünkü ne verirsem onu alabildiğim, hayal kırıklığı yaşamadığım iletişimleri onlarla daha kolay kurabiliyorum. Bireysel olarak öncelikli hedefim kariyer değil, huzur. Kariyeri bir araç değil amaç olarak kullananların günün sonunda mutsuz, yorgun ve hasta olduğunu görüyorum. İşimi düzgün yapmaya çalışırken aynı zamanda bunun bana zarar vermesini de önlemeye çabalıyorum.

“Tam olarak n’apıyorsun şimdi?” sorusundan sıkıldın mı? Sıkılmadıysan bir kere de bizim için anlatır mısın?

Mesleğimin tam Türkçe karşılığı yok. Animatör desem, hayır tatil köylerinde Avrupalı turistlere kulüp dansı yaptırmıyorum. :] Hareketli grafik tasarımcısı desem, o da kulağa iyi gelmiyor sanki. Bu yüzden anne-baba jenerasyonuna değil belki ama anneanne-dede jenerasyonuna açıklarken zorlanıyorum. Şu anda bir reklam ajansında motion designer‘ım. Ajans halkı arasında ‘moşıncı’ da diyoruz. Kısaca markalar için sosyal medya, dijital ve görüntülü diğer mecralarda oynatılacak videolar hazırlıyorum. Bu videolarda bazen çekilmiş görüntüleri kurguluyorum, bazen grafikleri hareketlendiriyorum. Yani bir web sitesinin köşesindeki hareketli banner’ı da yapmam gerekebiliyor, otobüs durağındaki ekranda oynayacak kısa bir kampanya bilgi videosunu da, uzun ve detaylı bir tanıtım filmini de, sinemada film öncesi gösterilecek bir ürün reklamını da, müşterilerin sunumda kullanacağı bir bilgi videosunu da, logo animasyonunu da, bir mobil uygulama içinde kullanılacak küçük bir buton animasyonunu da, yeni çıkan bir şarkının söz videosunu da. Çok örnek verdiğimin farkındayım ama işin aslında çok kapsamlı olduğunun altını çizmek istiyorum. Henüz sıkılmamışım demek ki sorulmasından.

Neden bu işi seçtin?

Benim için aktif bir seçim gibi olmadı aslında. “Asa büyücüyü seçer Bay Potter” tadında biraz. :] Güzel tasarımları ve animasyonları görünce heyecanlandım hep. Dolayısıyla bunları yapmak istedim. Bir illüstratör veya art direktör olarak görmüyorum kendimi. Belki uğraşsaydım o alanlarda da iyi olurdum ama elim animasyona daha yatkındı, bu dünyadan daha çok keyif alıyordum. Böylece organik bir şekilde usul usul motion tarafına yaklaştım. Bu epey plansızca gerçekleşti; nelerden keyif aldıysam onları yapmaya çalışınca şu an bulunduğum yere geldim.

Peki nasıl motion designer olunur? İzinden gitmek isteyenlere önerilerin var mı?

İstiyorsan o kadar kolay ki! İnternette motion design hakkında binlerce kaynak var. İngilizceniz yettiğince (bu dünyada her şey İngilizce, başka türlü olmuyor) her sorunuzun cevabını alabileceğiniz en az bir online ders var. Soru sorup paylaşım yapabileceğiniz Facebook grupları, forumlar, ilham alabileceğiniz Vimeo, Dribbble, Behance, Motionographer gibi siteler, Youtube ve Instagram‘da doktor tasarımcıları iş yaparken izleyebileceğiniz canlı yayınlar oluyor bazen. Skillshare, Udemy gibi online kurs sitelerinden dersler alabilirsiniz. “Yok ben çok ciddiyim, bu işe yıllarımı vereceğim” diyorsanız yine online bir kaynak olan School of Motion‘ı öneririm. Bunların hepsini oturduğunuz yerden yapabilirsiniz, ille de okulunu okumanız gerekmiyor. Ben Görsel İletişim Tasarımı okudum bildiklerimin önemli bölümünü online derslerden öğrendim. Şu an benden büyük ve Maden Mühendisliği mezunu bir stajyerim var. Bu işi yapmak istediği için geldi yanımıza. Bir ayda inanılmaz bir gelişme kaydetti. İmkanınız varsa mutlaka okuyun, yurtdışındaki okullara gidin; bunlar çok değerli. Fakat okul okumamak da bu işi başarma yolunda bir engel değil. Bir de bu iş için ekipman lazım. Zayıf bir bilgisayarla hem zaman harcarsınız hem de sinirleriniz bozulur. Para biriktirmeyi öğrenin. :]

Bu işi yapmak isteyenleri neler bekliyor? İşini artıları ve eksileriyle anlatabilir misin?

Bu iş zaman bazlı bir iş. Ortaya tek kare bir ürün çıkarmıyorsunuz; bakılacak değil izlenecek bir ürün çıkarıyorsunuz. Dolayısıyla bunu yaparken zaman harcıyorsunuz. Bazen beş saniyelik bir loop animasyonun detaylarıyla uğraşırken saatler, günler geçiyor. Bir dakikalık bir film için günler harcayabiliyorsunuz. Bir süre sonra zaman biriminiz dakika ya da saniye değil, kare oluyor (1 saniye = 25 kare). Güçlü bir bilgisayarınız yoksa ve büyük bir proje dosyasında çalışıyorsanız yaptığınız tek kare değişikliği görmek için dakikalarca bekleyebilirsiniz. Müşteriden gelen tek bir revizyon yüzünden saatler süren render’ı tekrar almanız gerekebilir. Yine de günün sonunda iyi bir iş çıkardıysanız süper bir tatmin yaşıyorsunuz ve tüm bunlara değiyor. İnsanlar görüp beğenince, paylaşınca sizden mutlusu olmuyor. Yalnız bu işi yaparken insanlardan ve ortamdan soyutlanabiliyorsunuz. Yalnız değilseniz kulaklıkla çalışmanız gerekiyor ve iyi bir dizüstü bilgisayarınız yoksa masa başından ayrılamıyorsunuz. Gözlere ve oturuşa dikkat! :] Karpal tünelle, bel fıtığıyla, boyun düzleşmesiyle, ekran ışığından ağrıyan başınızla iş yapmanız çok zor; kendinize dikkat edin.

Tasarım sürecinde seni neler heyecanlandırıyor?

Ben genellikle bir art direktörle birlikte çalışıyorum. O belli başlı sahnelerin tasarımlarını yapıyor, sonra işi ben teslim alıyorum ve hareketlendirmeye geçiyorum. Tasarım yapılırken olaya dahil olabildiysem şahane çünkü animasyonla ilgili öngörüde bulunarak işe müdahale edebiliyorum, ortaya da daha temiz bir iş çıkıyor. Animasyonu kabaca bile olsa düşünmek gerekiyor. Aksi halde hareketlendirilen sahneler doğal görünmeyebiliyor. Animasyon sürecinde de art direktörün müdahaleleri çok önemli; benim gözümün görmediğini o görüyor. Fikir alışverişi yaparak çalışmak çok hoşuma gidiyor. Bunun dışında animasyonu yaparken objelerin birbirleriyle harmoni içinde, adeta organikmiş gibi hareket ettiğini görmekten çok mutlu oluyorum, yumuşacık bir şeye dokunuyor gibi hissediyorum. “Keşke duvara bu animasyonu asıp sergilesem, sürekli izlesem” diyorum. :] Bazen de yaptığım filmin üzerine müziği koyuyorum ve mucizevi bir şekilde filmin akışına, sahne geçişlerine cuk oturuyor, o da çok kıymetli bir küçük mutluluk.

İşinle ilgili seni en çok tatmin eden şey nedir?

Detaylarıyla çok uğraştığım bir animasyonu bitirmek, ve onun güzel görünmesi. :]

Kariyer planlamasına inanıyor musun? Sen kendininkini planladın mı?

Hayır. Şu an bu işi sevdiğim için profesyonel olarak yapıyorum. Bir gün sevmemeye başlayabilirim. Sevmediğim bir işi yapacak halim yok ya, o zaman başka bir iş yaparım. Uzun vadeli planlar konusunda çok başarılı değilim. Biraz korkutsa da değişen koşullara adapte olmayı öğreniyorum. Bazı şeyleri ne kadar zorlasan da olmuyor, onun yerine daha iyi şeyler çıkabiliyor karşına.

Şimdiye dek yaptığın işlerin arasından seni en çok gururlandıranı hangisi?

Bundan üç sene önce, bir önceki işimde çalışırken kez Altın Örümcek Web Ödülleri için tüm gecenin video içeriklerini hazırlamıştık. Yaklaşık kırk kategori için ofisin alt katında, kelimenin tam anlamıyla merdiven altı bir stüdyo kurup topladığımız objelerle eğlenceli videolar çekmiştik. Sonra videoları manipüle edip hepsine bir çeşit sihir eklemiştik. O zamanlar biraz çaylaktım ve bunları yaparken çok fazla şey öğrendim. Ödül gecesinde insanlar kocaman bir ekranda günlerce ellerimle adeta ilmek ilmek uğraştığım videoları izledi, kıkırdadı. Ağlayacaktım!

Şu ara ilgilendiğin ve seni heyecanlandıran bir proje var mı?

Üniversiteden çok sevdiğim bir arkadaşımın stand up tanıtımlarını ve YouTube kanalı için kullanacağı tanıtım videosunu hazırlıyorum. Hem kendi başına eğlenceli bir iş, hem de arkadaşım için olduğundan beni iyice mutlu ediyor.

 Bir günün nasıl geçiyor?

Masa başı çalıştığım için çok eğlenceli sayılmaz. Ofise gel, çayını koy, e-posta’ları ve iş listesini gözden geçir, acil bir iş yoksa sabah mahmurluğu gidene kadar etrafta dolan, iş arkadaşlarıyla sohbet et… Yoğun bir dönem değilse sabah çok iş olmuyor zaten. Öğlene kadar işler toparlanıp yavaş yavaş bana gelmeye başlıyor. Sonrası da mesaiye kalmadan işlerimi bitirmeye çalışmaktan ibaret. Şanslıysam makul bir vakitte çıkıp eve gidiyorum. Yemeği evde yapmayı seviyorum. Günün yorgunluğunu bağıra çağıra şarkı söyleyip yemek yaparken atıyorum. Bir ekrana bakmadan ayakta hareket etmek, düşünmeden bir şeyler yapmak gün boyunca yaptıklarımın tam tersi olduğu için sıfırlanıyorum. sanırım en çok dikkat ettiğim şey uykum. En geç 12-1 arası uyumalıyım. Uykumu alamazsam ertesi gün verimim düşüyor.

Çalışırken başına gelmiş komik bir anını anlatabilir misin?

Şimdi düşünüyorum da, komik tüm anılarımın içinde hep bir trajedi unsuru var.

Kim ya da kimler sana ilham veriyor? Neden?

Mesleki olarak ilham aldığım, severek takip ettiğim insanlar ve ajanslar var fakat gün içinde gelen küçük ilhamları daha kıymetli buluyorum. Bir şaka, Instagram’da izlediğim bir hikaye, DIY (do it yourself / kendi başına yap) bir eşya, detaylarıyla çok uğraşılmış bir video… Küçük bile olsa hedefini gerçekleştirmiş birini görmek, konu ne olursa olsun beni heyecanlandırıyor. Kişisel hayatımdaki en büyük ilham kaynağım ise erkek arkadaşım. :]

Seni en çok etkileyen film hangisi?

Olaylara ve seçimlere bakış açımı değiştirdiği için Mr. Nobody. İçimdeki dev realistin küçük kardeşi olan ruhani yanımı beslediği için de I, Origins‘i de ekleyebilirim.

Masanın üstünde neler var?

Ekran gözlüğüm, bir siyah kalem ve bir fosforlu kalem (sevgi ve saygı bağı kurduğum kalemlerden başka bir kalem kullanmaktan hoşlanmıyorum), ajandam (gün içinde iş için olsun ya da olmasın yapacağım her şeyi yazıp bitirince üzerini çizmek beni rahatlatıyor), çizim tabletim (kalemi kullanmadığımda mousepad olarak kullanıyorum), magnezyum ve çinko tabletlerim, bir küçük kutu günlük multivitamin, her an ihtiyacım olabilecek mide ilacım, su içmeyi hatırlamak için aldığım kocaman renkli su şişem ve bittikçe başka aromalısını aldığım kolonya şişelerim… Hiç birini atamıyorum çünkü çok güzeller. :] Birikiyorlar öyle kenarda.

Bonus soru: Hayat seni nasıl ve neden Seda Sayan’ın canlı yayında yaptığı efsane atara kinetik tipografi videosu hazırlamaya itti? Videon tüm Türkiye tarafından izlenip paylaşıldığında neler hissettin?

İşte o soru! :] Seda Sayan’ın efsane atarı yıllarca kuzenim ve bazı arkadaşlarımla izleyip güldüğümüz, izledikçe ezberlediğimiz, her türlü konuya cevap olarak verdiğimiz sözleri barındıran bir videoydu. Kinetik tipografi dersimin finalinde verilen brief’in aksine bir film sahnesini ya da şarkıyı yapmak istemedim. Yaparken eğleneyim, biraz hisli, güçlü bir şey olsun, ortaya kinetik tipografinin hakkını veren bir proje çıksın diye düşününce aklıma bu sahne geldi. Bu bağlamda düşününce tüm sözlerin gelişini gidişini anında gözümde canlandırdım zaten. Bir günde tasarım, bir günde de animasyonu yapıp bitirdim. Vimeo‘ya yüklediğim gece arkadaşlarıma da haber verdim hemen, gülelim diye. Sonra bir baktım, ohooo, like’lar, paylaşımlar uçmuş gidiyor. Meğer herkes çok gülüyormuş Seda Sayan’ın atarına. Kinetik tipografi de o zamanlar Türkiye’de çok sık görülen, insanların hakim olduğu bir yöntem değildi; biraz da o yüzden ekstra ilgi çekti sanırım. Dolayısıyla bana çok fazla kapı açtı, daha üniversiteyi bitirmemiş olmama rağmen bir şöhret kazandırdı, iş teklifleri geldi, çevreden çok övgü aldım ve bu haliyle büyük bir mutluluk ve özgüven verdi. Çok müteşekkirim bu yüzden, hala da şaşırıyorum hatta. “Bu gerçekten yaşandı mı ya!” dediğim oluyor ara sıra. Tabii çok üzüldüğüm bir nokta var; bu işin bu noktaya geleceğini kesinlikle öngöremediğimden yeterince uğraşmadım yaparken. Teknik olarak biraz kötü, fontu düzgün kullanmamışım, hatta doğru font da değil. Keşke daha güzel yapsaymışım diyorum. Ama yine de Seda Sayan’a çok şey borçluyum. Herkes kalbinin ekmeğini yerken ben onun efsanevi atarının ekmeğini yedim biraz.

Teşekkürler Ecem.

O zaman hadi bu muazzam işi hatırlayalım:

Seda Sayan’ın efsane atarı