igaranti

Zamanda yolculuğu mümkün kılan adam Ara Güler’in ardından…


30 Ekim 2018

Zamanda yolculuk henüz teknik olarak mümkün olmasa da bizce fotoğraflar, fotoğraf makinesi icat edildiğinden beri tam olarak bu işten sorumlu. İşte bu yüzden geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan duayen foto-muhabir Ara Güler’in bizi daha önce bulunmadığımız zamanlara, mekanlara götüren fotoğraflarını gördüğümüz için çok şanslıyız…

 

Dünyaca ünlü foto-muhabir Ara Güler’i geçtiğimiz ay 90 yaşında kaybettik. Usta sanatçıyı hayatından satırbaşları ve başarılarıyla bir kez daha anıyor, onunla aynı yüzyılda yaşadığımız için kendimizi şanslı sayıyoruz.

Sinemacılık aşkına galip gelen gazetecilik

Tam adı Aram Güleryan olan Ara Güler, 16 Ağustos 1928’de İstanbullu Verjin Hanım ile Şebinkarahisarlı Dajad Derderian Güler’in oğlu olarak Beyoğlu’nda dünyaya gelmiş. Çocukken rejisör ya da oyun yazarı hayali kursa da Pangaltı Ermeni Okulu ve Karaköy’deki Getronagan Lisesi’nde okuduktan sonra gazeteciliğe merak sarar. Ara Güler’e ilk fotoğraf makinesini henüz lise yıllarındayken babası alır. Babasının aldığı 35 milimlik film makinesi, Güler’in Yeni İstanbul gazetesinde foto-muhabiri olarak işe girmesine de yardımcı olur. Bir yandan Ermenice gazetelerde makale ve hikayeleri de yayımlanan Güler, kendisini bir fotoğrafçıdan çok gazeteci gibi gördüğünü söyler: “Ben gazeteciyim, fotoğrafçı değilim. Fotoğrafçı bomba patlar kaçar. Ama gazeteci peşinden gider olayı yakalamaya çalışır. Fotoğrafçı ile gazeteci arasındaki fark budur, bu farkı anlamak lazım. Fotoğrafçı düğmeye basan adam değil, iş yapan adamdır. Ben de her şeyi gazetecilik tarafından düşündüm ve bu yaşa kadar ona göre çalıştım.”

1950 yılında ‘Ticaniler’ denen gerici bir grup Gümüşsuyu’ndaki Atatürk heykelini kırar, Güler’in ilk fotoğrafı da bu kırık heykeldir. Çok geçmeden Paris’teki Magnum Ajans’a katılıp İngiltere’deki The Photography Annual tarafından dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri seçilir.

Belgesel fotoğraf biçiminin ustası olması ona özel bir ün kazandırır. Yavuz Zırhlısı’nın sökümünü anlatan ‘Kahramanın Sonu’ adında belgesel bir film de yapan Ara Güler hakkında bir tanesi Münih Üniversitesi’nde Almanca olmak üzere 6 adet doktora tezi yazılmıştır.

Birbiri ardına gelen başarılar ve Picasso röportajı

Dört savaşta savaş foto-muhabiri olarak görev alan sanatçı, bu dönemde çektiği bir fotoğrafla Times Dergisi’ne kapak olur. 1962’de ise Almanya’da çok az fotoğrafçıya verilen Master of Leica unvanını kazanır.

İsmet İnönü‘den Winston Churchill‘e, John Berger‘den Bertrand Russel‘a, Alfred Hitchcock‘tan Salvador Dali‘ye pek çok ünlüyle röportaj yapıp fotoğraflarını çeken Ara Güler’in en büyük başarılarından biri de hiçbir fotoğrafçıya poz vermeyen Pablo Picasso ile yaptığı röportaj ve çekimdir. Güler bu röportajını şu sözlerle anlatır: “Picasso’yu çektim ama çekene kadar neler çektim, sen gel onu bana sor. Herkes adamı tanımak istiyor fakat bir o kadar da çekiniyor. Oğlu benim arkadaşımdı. Bir gün yemeğe davet etti, gittim. Masada muhabbet ederken ‘Babamla seni bir araya getirmemi istiyorsun ama o beni hiç sevmez’ dedi. O günlerde fotoğrafçılığını yaptığım Skira Yayınevi Picasso’nun kitabını basacaktı. Patron da arkadaşım. ‘Beni yanında götürmezsen senin için ne bir fotoğraf çekerim ne de bir daha seninle konuşurum’ dedim. Ev atmosferindeki fotoğrafları çekme görevini yaptım. Gittim, üç gün evinde kaldım. Bir ara bana dönüp ‘Sen benim bu kadar fotoğrafımı çekiyorsun, ben de senin resmini çizeyim’ demez mi! Düşünsene çağın en büyük ressamı Picasso beni çizecekti, ama herif 90 küsur yaşında. Verdiği sözü beş dakika sonra unutur diye başladım etrafında boş kağıt aramaya. Her yere baktım, bir temiz sayfa bulamadım. En sonunda çektim kütüphanesinden bir kitap, açtım kapağını, uzattım Picasso’ya. İçimden de ‘Nasıl olsa sayfayı yırtıp alırım’ diye geçiriyorum. Sonunda resmimi çizdi, İmzasını da attı. Türkiye’de bir tane orijinal Picasso vardır, o da benim evimde.”

Bugün Ara Güler’in Paris Ulusal Kitaplığı‘ndan Rochester Georg Eastman Müzesi‘ne, Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu‘ndan Köln Ludwig Müzesi‘ne birçok yerde fotoğrafları sergileniyor.

Ara Güler Müzesi’ni ziyaret edebilirsin

Sanatçının son doğum günü olan 16 Ağustos 2018’de Ara Güler’in ailesi ve Doğuş Grubu’nun işbirliği ile Bomontiada’da Ara Güler Müzesi ve Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi açıldı. Ücretsiz olarak gezebeilceğin müze ve merkezde Ara Güler’in eserleriyle birlikte kişisel eşyalarını, notlarını, fotoğraf makineleri, basın kartlarını, negatiflerini ve fotoğraflarını görebilirsin.

Ara Güler’in hayatından önemli satır başları

  • 16 Ağustos 1928’de İstanbul Beyoğlu’nda doğdu.
  • Yönetmen veya oyun yazarı olmak istiyordu, bir yandan Getronagan Ermeni Lisesi’ne devam ederken bir yandan da film stüdyolarında çalıştı ve Muhsin Ertuğrul‘un tiyatro kurslarına gitti.
  • Liseden sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okudu.
  • 1950’de Yeni İstanbul Gazetesi’nde gazeteciliğe başladı.
  • 1958’de Time, Life, Paris Match ve Der Stern dergilerinde foto-muhabirliği yaptı.
  • 1953’te Henri Cartier Bresson ile tanışıp Paris Magnum Ajansı‘na katıldı ve İngiltere’de yayımlanan The Photography Annual tarafından dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri seçildi. Aynı yıl Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği‘nin tek Türk üyesi oldu.
  • 1954’te Hayat Dergisi’nde fotoğraf bölüm şefi oldu.
  • 1962’de Almanya’da çok az fotoğrafçıya verilen ‘Master of Leica’ ünvanını kazandı.
  • 1967’de Japonya’da çıkan Photography of the World antolojisinde Richard Avedon ile birlikte fotoğrafları yayınlandı.
  • 1967’de Kanada’daki İnsanların Dünyasına Bakışlar sergisinde, 1968’de New York Modern Sanatlar Galerisi‘nde düzenlenen Renkli Fotoğrafın On Ustası adlı sergide ve Almanya Köln’de Fotokina Fuarı‘nda eserleri sergilendi.
  • 1970’de Almanya’da Türkei adında bir fotoğraf albümü yayımlandı.
  • Sanat ve sanat tarihi konulu fotoğrafları ABD’de Time, Life, Horizon ve Newsweek ile İsviçre’de Skira Yayınevi tarafından kullanıldı.
  • Skira Yayınevi ile birlikte Picasso’nun 90. yaş günü için yayımlanan Picasso Metamorphose et unite adlı kitapta ressamın foto-röportajını yaptı.
  • 1972’de Paris Ulusal Kitaplığı‘nda sergisi açıldı.
  • 1975’de ABD’ye davet edilerek birçok ünlünün fotoğrafını çekti. Fotoğrafları Yaratıcı Amerikalılar adıyla dünyanın birçok kentinde sergilendi.
  • 1979’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti‘nin Foto Muhabirliği dalındaki birincilik ödülünü aldı.
  • 1980’de fotoğraflarının bir kısmı Fotoğraflar adlı kitabında basıldı.
  • 1986’da Prof. Abdullah Kuran’ın yazdığı Mimar Sinan kitabını fotoğrafladı. Kitap 1987’de Institute of Turkish Studies tarafından İngilizce olarak da yayınlandı.
  • 1989’da Ara Güler’in Sinemacıları kitabı basıldı.
  • 1991 yılında Dışişleri Bakanlığı için Halikarnas Balıkçısı‘nın (Cevat Şakir Kabaağaçlı) The Sixth Continent adlı kitabını fotoğrafladı.
  • Tüm dünyayı gezerek İsmet İnönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali ve Pablo Picasso gibi önemli isimlerle röportajlar yaptı ve onların fotoğraflarını çekti.
  • 1992’de, çektiği Mimar Sinan yapıtlarına ait fotoğrafları kitaplaştırdı ve Sinan, Architect of Soliman the Magnificent adıyla Fransa’da, ABD ve İngiltere’de yayımladı.
  • Aynı yıl İngiltere, ABD ve Singapur’da Turkish Style, Fransa’da Demeures Ottomanes de Turquie adıyla bir kitabı yayımlandı.
  • 1994’te Eski İstanbul Anıları, 1995’te Bir Devir Böyle Geçti, Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü adlı fotoğraf kitapları yayımlandı.

1 fotoğrafın yapabilecekleri:

Ara Güler, “Dünyamı kuran, bana vizyon veren, hayata bakmayı öğreten adam” dediği Charlie Chaplin‘in fotoğrafını da çekmek ister. Chaplin’in karısı Oona O’Neill ile birlikte İsviçre’de son yıllarını geçirdiği şatonun önünde üç gün kar kıyamet demeden fotoğraf çekmek için bekleyen Güler’i Oona sonunda içeri buyur eder ve der ki “Konuşursan konuş ama resim çekme.” Zira Chaplin felçlidir ve tekerlekli sandalyeye mahkumdur; fotoğrafını çektirip akıllarda böyle bir imaj bırakmak istemez. Güler bu anıyı şöyle sonlandırır: “O da benim gibi elimdeki fotoğraf makinesinin acımasız olduğunu biliyordu. Pire gibi dolanarak dünyanın en cevval tipini yaratmış Charlie Chaplin’i felçli halde çekmek bana yakışmazdı, o nedenle onun fotoğrafını fırsat bulduğum halde çekmedim.”