igaranti

İdil Akşehirli: “Kalbin sesi kafanın sesine baskın geldiğinde gidilecek tek yol vardır”


25 Ekim 2018

Hani bazı insanların gözleri bir başka parlar, etraflarında beş duyunla algılayamadığın ama varlığından emin olduğun bir hare vardır. Mutluluğunu korkmadan paylaşır, paylaştıkça da çoğaltır. Yanında kendini güvende hisseder, coşkunun yükselip ulaştığı noktaya şaşırırsın. İşte İdil o ışıklı insanlardan. Hem sesi, hem gözü, hem sözü renk renk.

O bir yogi ve herkesin yogaya ihtiyacı olduğunu düşünüyor. Bize de yoganın aydınlatıcı yolunu kendi deneyiminden yola çıkarak anlattı. Yoga yapmak istiyor, yoga eğitmeni olmayı hedefliyor ya da yalnızca bu pratik hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorsan kendinle baş başa kalacağın bir 15 dakika ayır ve bu röportajı oku.

Merhaba İdil. Seni biraz tanıyabilir miyiz?

29 Ağustos 1991’de İstanbul’da doğdum. Ailenin sessiz çocuğuydum; kendi kendime vakit geçirmek, oynamak en sevdiğim şeydi. İlkokul dördüncü sınıfta müziğe olan ilgimi ve yatkınlığımı keşfettik. Okulda keman dersleri almaya başladım ve derslerimden çok kemana çalışır oldum. Sanatsal ve ruhani yönümün daha ağır bastığı çok açık olmasına rağmen o zamanlar bunu göremediğim için fen lisesine girdim. Derslerin yoğunluğuyla birlikte müzikten koptum ve ÖSS’ye odaklanarak Sabancı Üniversitesi’ni kazandım. Kendimi hiç fen alanına ait hissedemediğimden nispeten daha az sayısal olan İşletme bölümünü seçtim. Unilever’de bir yıl uzun dönem staj yaptıktan sonra mezun olup kurumsala adım attım. O zaman tek  yolun bu olduğunu zannediyordum. Pazarlama departmanında yükselmek tek hedefimdi. Fakat içimden bir ses bana bu departmana ve bu dünyaya ait olmadığımı söylüyordu. Bir sene kadar bu sese kulağımı tıkadım. Çünkü önümde belli bir yol yoktu ve belirsizliğin içinde kaybolmaktan korkuyordum. Bir senenin sonunda ses o kadar bağırmaya başlamıştı ki daha fazla duymazdan gelemezdim. İstifa ettim ve çalışırken bedenen ve ruhen çok yorulmuş ve strese maruz kalmış olduğumdan yogaya başlamaya karar verdim. Yogaya başladıktan altı ay sonra yoga eğitmenliği için eğitim almaya başladım. Şimdi yaklaşık iki yıldır yoga eğitmeniyim ve hayatımı yoga eğitmenliğinden kazanıyorum.

Yoga nedir ve yoga eğitmeni ne yapar?

Yoga günümüzde spor olarak görülse de aslında daha çok bir farkındalık çalışması. Bu farkındalık çalışmasında ilk katman olarak bedeni kullandığımız için spor olarak algılanması normal. Yogayla birlikte bedende esneklik ve güç oluşmaya başlıyor dolayısıyla daha sağlıklı bir bedene sahip oluyoruz, bu kaçınılmaz. Fakat yogayı sadece bedensel bir aktivite olarak göremeyiz. Günlük yaşamımızda tüm o koşturmacanın içinde bedenlerimizden çok kopuyoruz. Zihnimizin içi çok dolu; dikkatimiz daha çok yaptıklarımızda ve yapacaklarımızda. Böyle olması normal çünkü zihnin görevi geçmişi geleceğe projekte etmek. Bu anlamda harika çalışan bir mekanizma. Fakat bedenimizden, nefesimizden ve içinde bulunduğumuz andan kopmaya başladığımızda kendimizden uzaklaşmaya başlıyoruz. Zihin koşturup duruyor, planlar yapıyor, geçmişi ve geleceği birbirine karıştırmaya başlıyor ve biz buna dur diyemiyoruz. Yoga bana kalırsa bu olan bitene bir dur deme yöntemi. Yoga yaparken bedeni bir araç olarak kullanarak zihni biraz olsun sakinleştirmeyi araştırıyoruz. Çünkü eğer dikkatimizi bedendeki hislerde tutabilirsek aslında ister istemez içinde bulunduğumuz anla uyumlanmış oluyoruz. Yoga bizlere sadece kendimizle baş başa kaldığımız, anın keyfini çıkardığımız, özgürce ve farkındalıkla hareket ettiğimiz bir 1 saat sunuyor. Yoga eğitmeni ise öğrencisini yoga pozlarına doğru şekilde sokmakla ve poza soktuktan sonra da öğrenciyi, bedendeki hisleri duymaya davet etmekle yükümlü. Bir yoga dersi boyunca yoga eğitmeni öğrenciyi bedenen ve ruhen yönlendirir ve destekler. Dikkatini bu anda tutmasına yardımcı olur.

Kurumsal kariyerini bırakıp bu yolu tercih etme hikayeni anlatabilir misin?

Hem staj yaparken hem de kadrolu işe girdikten sonra içimden bir ses bana o dünyaya ait olmadığımı söylüyordu. Bu sese kulak verdim. Kurumsalda herkes mutsuz olacak diye bir şey kesinlikle yok. Kurumsal işlerde çalışıp yaptığı işle beslenen, günün sonunda çıkardığı işle tatmin olan birçok insan tanıdım. Ben ne beslenebiliyor ne de tatmin olabiliyordum. Orada kalarak çalıştığım yere de kendime de zaman kaybettiriyordum. İstifa edip bir yaşam koçuna gittim. Önünü tek başına görmek bazen çok kolay olmuyor; baktıkça körleşebiliyor insan. Böyle durumlarda yardım istemekten, destek almaktan çekinmemek, kendine başka bir pencereden bakabilmek çok önemli. Potansiyelimin olduğunu biliyordum ama potansiyeli çıkaracak alanı sabırla araştırmak da bir mesele. Çünkü bu araştırma dışarıda değil içeride olmalı. Ne istediğimiz, ihtiyaçlarımız hep içimizde yatar. Mühim olan kalbinden geçenleri duyup derine inmekten korkmamak. Ben korkanlardandım, biraz sancılı bir süreç geçirdim. İstediğim şeyin bana kendiliğinden gelmesini bekledim. Bu sürecin sonunda bedensel ve ruhsal olarak çok yorgun ve yıpranmış hissettiğim için yogaya başladım. O sırada sadece rahatlamak için gittiğimi zannediyordum ama şimdi biliyorum ki o sancılar beni yolumu bulabilmem için arkamdan ittiriyormuş aslında. Yerimin orası olduğunu bilerek gitmişim ilk yoga dersime fakat bunu kendime itiraf edememişim. İlk yoga dersimden çıktığımda harika hissediyordum. İkinci dersimden çıktığımda da içimden kendime şunu fısıldadığımı anımsıyorum: “Buldum. Potansiyelimin nerede olduğunu artık biliyorum. Ben yoga eğitmeni olmak istiyorum.” O kadar büyük bir heyecan vardı ki içimde, doğru yolda mıyım diye sorgulamama gerek bile kalmadı. Kalbin sesi, kafanın içindeki seslere baskın geldiğinde zaten artık gidilecek tek bir yol vardır. Ben de o yoldan gittim ve yoga eğitmenliğinde iki yılım dolmak üzere. Her gün daha da emin oluyorum doğru yolda olduğuma ve her gün daha büyük pencereler açılıyor içimde.

İşinle ilgili seni en çok tatmin eden şey nedir?

İnsanların hayatlarına ve kalplerine dokunabiliyor olmak, ders boyunca öğrenciyle yaptığım sessiz paylaşım, insanları ruhen ve bedenen şifalandırabilmek… Yaptığım işin bu kadar güzel sonuçlar doğurabiliyor olmasını büyüleyici buluyorum.

Bir yoga eğitmeni olmanın en güzel ve en zorlu tarafı nedir?

En güzel tarafı, işini severek yapmak. Zaten bayılarak yaptığın bir şeyden bir de hayatını kazanmak. Öğrenci yoga yapıyor ama eğitmen de o dersten en az öğrenci kadar doygun, sakin ve huzurlu çıkıyor. Yoga yaptırmak da bir süre sonra yoga yapmaya dönüşüyor. En zorlu tarafı ise eğitmenliğin sonsuza kadar öğrenci olmak anlamına gelmesi. Kendini besleyebileceğin kaynaklar hiç tükenmiyor. Gün geliyor her gün okuduğun cümle senin için başka şeyler ifade etmeye başlıyor. Her şey bir anda tepetaklak olabiliyor. Ruhsal bir işle uğraşmak her zaman genişlemeyi de beraberinde getiriyor. Fakat her genişleme de yumuşacık olmuyor, hatta en büyük genişlemeler büyük sancıların ardından geliyor.

Öğrencilerle iletişim kurarken dikkat ettiğin şeyler neler?

Öğrencilerimle özgür bir ilişki kurmayı tercih ediyorum. Öğretmen olarak öğrenciyi sadece yönlendirebilirim, onun için iyi olabilecek şeyleri önerebilirim ama öğrenci kendi yolunda nasıl ilerlemek istiyorsa öyle ilerler. Yogada dayatma yoktur, alan sunan bir pratiktir. Öğrencinin içindekini çıkarmaktır esas olan. Manipüle etmeden, öğrenciyi rahat hissettirerek, ona samimi ve doğal bir ortam yaratarak ilerlemeyi seviyorum.

Bu işi yaparken öğrendiğin bir hayat dersi var mı?

Bir sürü! Yoga hayatımı kökten değiştirdi. Her gün başka bir hayat dersi öğreniyorum. Genel bir şey söylemem gerekirse: İnsanoğlu her şeyi çok karmaşık hale getiriyor; tek yapmamız gereken biraz durmak ve biraz dinlemek. Bunu derslerin sonunda apaçık görüyorum. Son dinlenme pozundan kalkan öğrencinin suratındaki, hal ve tavrındaki değişimi görünce anlıyorum ki mutlu ve huzurlu olmak işte bu kadar basit. En karmaşık ya da en sıkışık anda durup kendine ve etrafına dikkat kesilirsen her şey daha berrak ve daha basit bir hale bürünüyor.

Bu işin bir kitabı, kuralı yoktur belki ama yoga eğitmeni olmak isteyenlere önerilerde bulunmak istersin belki?

Eğitmenlik adı üstünde öğrencileri eğitmek. Ama bir yoga eğitmeni öğrenciden önce kendini eğitmekle başlar bu yolculuğa. Ancak deneyimlerini ve öğrendiklerini içselleştirebilen bir eğitmen öğrencileriyle gerçek bir bağ kurabilir ve ancak o zaman gerçek paylaşımlar yapabilir öğrenciyle. Bir yoga eğitmeni her duruma derinlemesine bakmaya gönüllü olmalı. Yoksa deneyimler de yüzeysel kalır, paylaşımlar da. Dolayısıyla uzun, hiç bitmeyen bir yolculuk. Sabır, arayış ve teslimiyetten ibaret. 🙂

Neden daha çok insan yoga yapmalı, neden daha çok insan yoga öğrenmeli ve öğretmeli?

Çünkü dünyada ne kadar farkında bireyler olursa dünya o kadar iyi bir yer olacak. En azından ben buna inanıyorum. Yoga yapmaya karar veren, kendini bir şekilde yoganın içinde bulan insanlar aslında ‘farkında olmaya’ karar vermiş insanlar, bilinçli ya da bilinçsiz. “Ben sadece esnemek için yapıyorum” diyen insan bile aslında bir yoga dersinin bedeninde ve zihninde yarattığı sessizliği ve huzuru tekrar bulmaya geliyor. Günlük hayatımızda düzenli bir şekilde meditasyon yapmıyorsak bu sessizlik ve huzuru kendi kendimize yaratmamız zor oluyor. Büyük şehirlerin içinde, doğadan kopuk bir şekilde kargaşalarla baş ederken iç sessizliğimizi ve huzurumuzu muhafaza edebilmek çok önemli. Çünkü dışarıdaki kargaşa içimize yansıdığında kendimizden uzaklaşıyoruz. Alanımız daralıyor, sıkışıyoruz ve bu da stresi, huzursuzluğu, öfkeyi doğuruyor. Yoga ile birlikte içimizde alan açıyoruz. Ve bu alanı sessizlikle dolduruyoruz. Bedenimizle, özümüzle, doğayla, birbirimizle tekrar bağ kuruyoruz. Ya da zaten kurulu olan bağı hatırlıyoruz. İçinde alanı ve huzuru olan kimseler dışarıdaki kargaşadan daha az etkileniyor ve bu da dünyayı yavaş yavaş daha iyi bir yer haline getiriyor.

Kariyer planlamasına inanıyor musun? Bu işin de bir planlaması var mı, olmalı mı? Sen kendini 5 sene sonra nerede görüyorsun?

Kariyer yolu olan birçok yoga eğitmeni vardır eminim ama ben çok planlayarak ilerlemiyorum. Tek yaptığım şey yoga eğitmenliğiyle ilgili niyetimi belirlemek oldu. Kendime sorduğum “yoga eğitmenliğinden beklentim nedir?” sorusunu “olabildiğince çok insana dokunmak, her geçen yıl daha derin ve samimi paylaşımlar yapabilmek” olarak cevapladım kendi içimde. Niyetimi hiç unutmadan ilerlemeye devam ediyorum. İnanıyorum ki ben bu niyeti kalpten hissediyor ve istiyorsam hayat karşıma ona göre fırsatlar çıkaracak. Titrimin ne olacağını ya da nerede, ne şekilde eğitmenlik yapacağımı planlamıyorum. Geleceğe dönük tek planım niyetimle buluşmak. Bunun için hayata güveniyor ve hayatın doğurganlığına inanıyorum. Hayata sırtımı yaslıyor ve niyetim için çaba harcıyorum.

Çocukluk hayallerinle bugünkülerin kesişim kümesinde ne var?

Çocukken doktor olmak isterdim. Bu istek nereden gelen bir istekti şu an bunu hatırlayamıyorum ama yoga eğitmeni olduktan sonra aslında doktorluğu hala ne kadar sevdiğimi fark ettim. Çünkü bir yoga eğitmeni olarak da insanların şifalanmasına katkıda bulunuyorsun. Bunun bana ne kadar iyi geldiğini ve yaparken ne kadar içimden gelerek yaptığımı biliyorum. Doktorların da insanlara şifa dağıtıyor olması, onların acılarını dindirmesi, hayatlarına bu kadar yakından dokunması bana büyüleyici geliyor.

Kimlerden ilham alıyorsun?

Yoga dünyasına girdiğimden beri sözleriyle ve enerjisiyle bana hayat katan sevgili hocam Zeyneb Uras, aynı zamanda Cihangir Yoga’nın ortaklarından. Jeff Foster, harika bir spiritüel öğretmen. Çok kapsamlı bir bakış açısı var. Nil Karaibrahimgil, yazıları ve hayata bakış açısı ilham verici. Beni hep yükseltir. Müziğe ayrı bir ilgim olduğundan farkındalığını müziğiyle aktarması hoşuma gidiyor.

“Keşke herkes okusa” dediğin kitap/kitaplar hangisi/hangileri?

Eckhart Tolle‘den Şimdi’nin Gücü ve Var Olmanın Gücü ile Berrak Yurdakul‘dan Ev Yapımı Bir Paraşüt.

[Rüzgarda savrulan zihni güvenle yere konduran “Ev Yapımı Bir Paraşüt”]

Bir günün nasıl geçiyor?

Bir yoga eğitmeninin hayatında bir gün bir güne pek uymaz. Tam herkesin işini bitirdiği anda bir yoga eğitmeninin işi başlayabilir mesela. Çünkü insanlar yogayı işlerinden geri kalan zamanda yapmak isterler ve onlar işten çıktıklarında sen çalışmaya başlarsın. Aynı sebepten hafta sonu dersler yoğunlaşabilir. Tüm bu derslerin arasında kendi pratiğimize ve meditasyonumuza da zaman ayırmalıyız. Çünkü yoga yaptırmak istiyorsak kendimiz de yogayı deneyimlemeye ve tüm bu koşturmacada kendimize alan açmaya devam etmeliyiz. Kısacası benim bir günüm ders vererek, kendi yogamı ve meditasyonumu yaparak, geri kalan zamanda da hobilerime ve sosyal hayatıma vakit ayırarak geçiyor.

Sana nasıl ulaşabiliriz?

Aktif olarak kullandığım bir instagram hesabım var: @idilak

Mail adresim de idila@sabanciuniv.edu.

Namaste İdil!