igaranti

Hayatını olduğu gibi kabul ederek daha huzurlu yaşaman mümkün mü?


4 Ekim 2017

Hayat, içindeki her şeyle, olduğu gibi kabul edilebilir mi?

  • “Hayalimdeki okulu kazanamadım ve bunu kabul ediyorum.”
  • “İşimi kaybettim ve bu durumu kabul ediyorum.”
  • “Beni bazı konularda sınırlayan ebeveynlerim var ve onları kabul ediyorum.”

Ama bir dakika, kabul etmek her durumda mantıklı mı? Kabul edince, irademizi, “değiştirme gücümüzü” yok mu saymış oluruz? Vazgeçmiş gibi hissetmez miyiz? Bu bizi “kurban” psikolojisine sokmaz mı?

Kabule direnen kim?

Kafan karışmış olabilir, haklısın. Bu hayatta gördüğün ve deneyimlediğin şeylerden sonra, bu soruları sorman çok doğal. Yalnızca, sana kabul etmenin “zayıflık” olduğunu düşündürenin egon olduğunu fark etmen gerekiyor.

Egon, hayatta kalma güdün ve öğrenilmiş davranışların ile seneler boyu ailen, arkadaşların ve toplum tarafından sana aşılanan inançların (iyisiyle, kötüsüyle…) toplamından oluşuyor. Fakat güzel haber şu ki, sen yalnızca egondan oluşmuyorsun! Senin deriiin bir nefes alıp olanları “izleyen“, tüm bu düşünce ve davranış biçimlerini inceleyen bir tarafın da var. Sadece onu bulup daha yakından tanıman gerekiyor.

Küçük tatlı egomuz ve biz

Eğer bu konuların meraklısıysan, egomuz oldukça enteresan bir keşif alanı. Egomuzun, toplum tarafından kabul edilmek için kullandığımız tarafı rengarenkken, dünyaya göstermeye çekindiğimiz, yalnızca kendimize sakladığımız tarafı biraz karanlık. İşte bu karanlık taraf, yukarıdaki kabul cümlelerinin hemen ardından muhtemelen şöyle sesleniyor bize:

  • “Herkese rezil oldun, bu durumu nasıl düzelteceksin! Ya yeniden sınava gir ya da bu utançla yaşa!”
  • “İşsiz kalamazsın, HEMEN yeni bir iş bulman gerek. Hayatta kalman buna bağlı!”
  • “Sen artık bir yetişkinsin, ailene haddini bildirmen gerekiyor, hadi şimdi onlara evden ayrılma kararı verdiğini söyle!”

Tam bu noktada, o derin nefesi yeniden almak gerekiyor. Özünde sınırsız sevgi ve şefkat olduğunu hatırlayarak… Sence de, hoş görmediğin tüm bu durumlara karşı tolerans geliştirmek ve sonunda kabul etmek daha rahatlatıcı olmaz mıydı?

Tabii, bu noktaya erişmek çok basit değil. Benzer durumlarda aynı adımı tekrar tekrar atarak kabulü öğrenmek, alışkanlık haline getirmek gerekiyor. Peki bu süreci başlatmamıza, sakin ve huzurlu halimizi korumamıza yardım edecek, üzerine şöyle güzelce düşünmelik birkaç öz bilgi yok mu? Tabii ki var:

1- Dış dünyamız, iç dünyamızı yansıtır.

Bu hayatın en basit kurallarından biri. Bu hayatta, içimizdekinin bir yansımasını yaşıyoruz. İçimiz karanlıksa, günlük hayatımızda daha çok tartışma ve karmaşayla karşılaşmamız çok olası. Sakin, huzurlu bir iç dünya ise bize işlerin yolunda gittiği, daha mutlu bir yaşam sunar. Bu yüzden davranışlarımızı olduğu kadar düşüncelerimizi de seçmeliyiz.

2- Etrafımızdaki o insanlar bizim aynamızdır.

İlk maddedekine çok benzer olarak, etrafımızdaki insanlar bize ayna tutar. Etrafımızdaki insanlar ve onlarla deneyimlediklerimiz; düşüncelerimizi, yargılarımızı ve davranışlarımızı fark edip iyileştirmek için birer hatırlatıcıdır.

3- Hayatın biz farkında olsak da olmasak da bir akışı var.

Önünde duran herhangi bir engeli tanımayan gür bir ırmak gibi, hayat da akmaya devam edecek. Ve hayat aktıkça değişim, dönüşüm devam edecek. Direnmek yerine akışa katılmak daha huzurlu bir seçim değil mi?

Bu öz bilgileri cebe atarak, yazının başındaki kabul edemediğimiz durumlara yeniden bakalım mı?

  • “Hayalimdeki okulu kazanamadım ama bunu bir başarısızlık olarak adlandırmayıp girdiğim yeni okulda kendim için yepyeni kazançlar sağlayacağım.”
  • “İşimi kaybettim ama belki de benim için değişiklik yapmanın zamanı gelmişti. İsteklerime odaklanarak yeni bir iş bulacağım/yaratacağım.”
  • “Ebeveynlerim beni bazı konularda sınırlıyor. Bu bana hangi açılardan ayna tutuyor olabilir? Ben kendimi hangi konularda sınırlıyorum? Neleri yapmaktan vazgeçersem, onlarla ilişkimi daha iyi bir yere taşıyabilirim?”

Şu an bir yerlerde gökkuşağı çıktı evet, biz de hissediyoruz!